Bir “Y”nin gözünden: Why?

December 7th, 2017 Posted by Dijitalleşme, Profesyonel Yaşam 0 thoughts on “Bir “Y”nin gözünden: Why?”

Bugüne kadar kuşaklara dair muhtemelen bir çok yerde bilgiler okumuş ya da dinlemişsiniz. Muhtemelen de etrafınızda bir çok kuşaktan insanlar vardır. Fazla bilgi sahibi olmayanlar için de maalesef burada anlatmayacağım, onun için lütfen bkz: Google!

Peki ben neden bu yazıyı yazıyorum? Y kuşağından biri olarak, ben de bir sürü yazı okudum, dinledim ve etrafımda bizim için söylenenleri işittim. Bizim nesil üzerine yapılmış da bir sürü araştırma var, insan kaynaklarını en çok meşgul eden konulardan biri muhtemelen biziz bu aralar.. Lakin bu araştırmaların hepsi bizden önceki nesiller tarafından yapılıyor ve irdeleniyor. Bir de bir “Y”nin gözünden bizi dinleyin istedim.

Bilgisayar ile çok küçük yaşta tanıştım. Sağ olsun babam da karne hediyesi olarak bir tane eve almıştı. Ama hesap etmediği bir şey vardı ki o da benim merakımdı. Sürekli bilgisayar bozulur (neden acaba?) ve babam bilgisayar dükkanına mekik dokurdu. Bir yaz yine okullar tatil olduğunda babam çalışmak ister misin dedi. Nerede dedim, bilgisayarcı dedi. Resmen hazinenin içine gidiyorum. Dokunabileceğim onlarca bilgisayar olacak, hepsini açıp inceleyebileceğim, tamir edebileceğim belki yine bozacağım. Kaçırır mıyım, tamam dedim tabi ki. Ertesi gün babam tuttu kolumdan götürdü, zaten ben de babamla arada gidiyordum dükkana, malum o kadar bozulunca bilgisayar merakla sen de gidip “ne zaman biter abi” diye kafalarının etini yiyorsun sıkça. Beni “ustalarım”a teslim etti ve o klasik lafı söyledi “Eti sizin, kemiği benim”. Daha dün gibi aklımda o gün. İyi ki götürmüş beni oraya, iyi ki o ustalarımın çırağı olmuşum. Yedi sene yaz aylarında çalıştım orada, sene içinde de gittiğim oldu tabi ama asıl yaz ayları çalışırdım. Velhasıl, çocukluktan beri hep bilgisayarlara ve elektronik eşyalara karşı bir ilgim var, tüm ailenin, eşin, dostun bilgisayarını tamir etmişimdir.

Bu ilgi hep devam etti, herkesin hoşuna gitse de zaman içinde bizimkiler çok söylendi bilgisayara fazla ilgimden ve merakımdan. Niye söyleniyorlar ki yapmaktan zevk aldığım bir şey var merakıma ve ilgime engel olamıyorum. Ama sonraları gördüm ki, etrafımızdaki insanlar da kendi çocuklarından aynı şikayetlerde bulunuyorlar. Evet belki benim ilgim ve merakım biraz fazla ama, insanlar çocuklarının bilgisayar başında çok zaman geçirdiğinden, teknoloji ile çok ilgilendiğinden, cep telefonlarına olan düşkünlüklerinden vs. hep şikayetçiler. Bizler MSN’de, ICQ’da birbirimiz ile iletişim kurarak büyüdük. Tavlayı, satrancı, okeyi internette oynadık. Belki ilk flörtü internetten yaptık. Bir zamanlar sürekli “internetten tanıştığı kişi ile evlendi” diye haberler çıkardı, şimdi duyan var mı acaba? Ardından sosyal medyalar geldi. Ailemin yakındığı ne varsa aslında benim yaşıtım çocuklara sahip olan ailelerin şikayetleri ve düşünceleri hep ortakmış meğer. Bunun temelinde daha derin bir şey olduğunu fark etmek ise çok uzun zaman sonra oldu. Aslında hepimiz yönlendirildik, komplo teorisyeni değilim ama maalesef ben de öyle olduğuna inanıyorum, kızmayın ebeveynler gerçekten biz masumuz, bkz: Vikipedi

Profesyonel iş hayatıma başlayana kadar aslında bu şikayetlerin ardında yatandan bihaberdim (evet bu benim cahilliğim maalesef). Aslında kuşaklar diye bir şey varmış ve biz de “Y” imişiz 😮 Peki nedir bu Y? Biz kimiz, derdimiz ne, ne istiyoruz? Ne sevdiğimiz, ne yiyip ne içtiğimizden ziyade iş hayatında ne istediğimize değinmek istediğim, zira diğerleri için Google‘a sormanız yeterli.

Aslında çok bir şey istemiyoruz, gerçekten. Nesil farklılıklarını iş hayatında hissetmek gerçekten kolay. Çoğu iş yerinde, bizden önceki nesillerdeki insanların, uzun süredir çalıştığını görebilirsiniz. Ama bize geldiğimizde ise işler biraz farklılaşıyor, otuz yaşını görmeden daha dördüncü iş yerinde çalışan arkadaşlarım var. Sohbetlerimizde ile vardığımız sonuç ise hep aynı, çoğunlukla ya yöneticisinden şikayetçi olduğu için, ya şirketinde gelecek görmediği için ya da işi onu tatmin etmediği için. Bir iş bizi nasıl tatmin eder ki?

Biz bir yöneticiden ne bekliyoruz? Aslında çok bir şey değil; iki elimizle çalışmak. Bir elimizle çalışırken diğer elimizle arkamızı kollamak istemiyoruz, onu bizim yerimize yönetici yapmalı. Arkamızı dönüp baktığımızda sen işine bak gerisini düşünme diyebilen, hakikaten de bize bunun hissettiren birini arıyoruz, sırtımızı dayayabileceğimiz. Hata yaptığımızda bunun hesabını bize sormaya hakkı olmasını, doğru yaptığımızda da hakkını vermesini ve takdir etmesini istiyoruz. Önderlik eden, yolumuzu açan, fikrimize değer vereni arıyoruz. Bir fikir söylediğinde, gülüp geçilmesini değil, fikrin değerlendirilmesini ve bir sorundan yakındığımızda kulak arkası edilip, gençtir nasıl olsa tolere edebilir diye geçiştirilmesini değil, değerlendirilmesini bekliyoruz. Evet bizim tecrübemiz önceki nesillere göre hatırı sayılır derecede az, ama öğrenme hızımızda ve farkındalığımızda da yadsınamayacak kadar farklılık olduğunu düşünüyorum, bunda yetişme şeklimizin ve büyüdüğümüz dünyanın etkisi de olabilir (kesin bir tez vardır bunun üzerine). Bırakın işimizi biz şekillendirelim, ne iş yapılacağını bilmek yeterli. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı demiş atalarımız, sizinki ile bizimki aynı olmak zorunda değil. Dünya bile aynı dünya değil ki!

Bir kaç yönetici ile sohbet ederken, yapılan bir araştırmada Türkiye’deki Y kuşağının girişimcilikte çok yüksek bir yüzdeye sahip olduğundan bahsetmiştim. Saçmaladığımı ve katılmadıklarını söylemişlerdi. Sanki araştırmayı ben yaptım. Edelman’ın yapmış olduğu araştırmaya göre 11 ülkede yapılan araştırmada Türkiye %76 ile en üst sırada, ikinci sırada ise Brezilya geliyor. Aslında bunda şaşıracak bir şey yok, tabi bizim açımızdan baktığımızda. Peki neden Türkiye bu kadar yüksek bir yüzdeye sahip? Aslında, daha ben bunu söylerken verdikleri tepkiye bakmak bile yeterli. Bizim gibi mayası kriz olan, insana ve fikre değer verilmeyen ama bunun yanında yaratıcılığı da bir o kadar yüksek hangi ülke var dünyada? Var ama zaten onlar da araştırmada bizim gibi yakın sonuçlara sahipler.. Sunuma bu linkten ulaşabilirsiniz.

Şöyle bir baktım da aslında ne çok şey istiyormuşuz. İş hayatında ve kuşaklar arasında yaşanan sorunların temelinde belki de iletişim eksikliği var. İnsanlar arasında kurulan iletişimin %55’i beden dili, %38’i ses ve tonlama kalan %7 ise sadece kelimelerden oluyormuş, en azından “Albert Mehrabian”a göre, bkz: Albert Mehrabian. O yüzden, gelin konuşalım. Biz sizi dinleyelim, siz bizi dinleyin (mecazi değil, gerçek anlamda) ya da en iyisi boş verin Y’yi direk Z’ye geçelim 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Yeni nesil mentorluk.

© Wentor. Tüm Hakları Saklıdır. 2018

  

%d bloggers like this: