Y kuşağından mülakat tecrübeleri

December 7th, 2017 Posted by Profesyonel Yaşam 0 thoughts on “Y kuşağından mülakat tecrübeleri”

Türkiye. Her gün binlerce şiddet ve ölüm haberi aldığımız; okula gönderilmeyen, çocuk yaşta evlendirilen bir sürü gence şahit olduğumuz bir coğrafya. Aklıma son günlerde şu soru geliyor: Sizce gençlerini, çocuklarını seven bir ülkede mi yaşıyoruz? Peki, bu ülkede yaşayan bizler, Y kuşağı olarak, iş yaşamında anlaşılmayı, değer görmeyi beklemeli miyiz? Cevap hayır gibi görünse de, aksini bekliyoruz; çünkü ülkemizi içinde bulunduğu çıkmazdan ancak ve ancak gençler kurtaracak, yani bizler, geleceğin umut ışıkları olacağız.

Zaten on yıl içinde, iş yaşamının büyük bir kısmını Y kuşağının oluşturacağı öngörülüyor. Yani, bu on yıllık süreçte mecburi olarak düzen değişikliği yaşanacak. Bu yüzden ben, iş yaşamında şimdiden iletişim kurarak anlaşılmayı, karşılıklı anlaşmayı, bu sayede kuşak çatışmalarının azaldığı bir ortamda çalışmayı istiyorum.

Kısaca kendimi tanıtmam gerekirse, kurumsal hayatta yirmi beş yaşında bir yolcuyum. Yaklaşık dört yıllık bir iş tecrübem var. Yürüdüğüm yolda elde ettiklerimden mutluyum; çünkü hepsi için çok fazla çaba gösterdim. Biraz da şansım yaver gitti diyelim.

Üniversite mezuniyetimle birlikte, yüzlerce kez mülakata girdim –işi istesem de istemesem de mülakatlar insanı geliştirir diye düşünürüm çünkü–, yüzlerce yöneticiye kendimi en doğru şekilde anlatmaya çalıştım. Beklentim ve motivasyonum neler, kariyerimde beş yıl sonra kendimi nerede görüyorum, üç negatif yönüm, başarı hikayelerim vs. vs. Ancak çoğu görüşmeden doğru anlaşılmadığımı / yanlış şeyler söylediğimi düşünerek ve kendimi kötü hissederek çıktım. Görüşme sonucu olumlu dahi olsa, karşı taraftan bana yansıtılan enerjiyle motivasyonum öyle düşmüştü ki, artık o işin bir parçası olmak istemiyor haldeydim. İş teklif ederlerken de sanki çok kötü bir şeymiş gibi, “ah ne farklısın, hiç Y kuşağı gibi değilsin” cümlelerini çok duydum.

Nedenleri üzerine de epey kafa yordum ki bir daha aynılarını yaşamayayım. Yaptığım birkaç analizi (genel anlamda, kimse üzerine alınmasın) sizinle paylaşmak istiyorum.

* “Beklentisi yüksek, hızla kariyer basamaklarını çıkıp hemen yönetici olmak isteyen amatörler” olarak tanımlandık çoğu platformda. Hâlbuki hızlı pozisyon geçişi istemenin öğrenme hızına duyulan güvenle de ilgisi olabilir. Zaten bir işi iyi yaptığında başarı kaçınılmazdır ve insan yönetebileceğiniz düşünülen adaletli bir şirkette çalışıyorsanız, genç yaşınızda dahi yönetici olabilirsiniz. Yani demek istediğim, eski kuşaklara göre öğrenme hızımız, çok daha yüksek. Bu sebeple daha da hızlı terfi / maaş artışı bekliyor olabiliriz. (Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun sorusuna, direkt “yönetici olarak” cevabı vermek bir tipik Y kuşağı özelliği sayılmaz, arkasını doldurmak gerek diye düşünüyorum.)

* “Özgürlüğüne çok düşkün” olarak bir sıfat yapıştı üzerimize gidiyor. Halbuki esnek çalışmak bizim için kıymetli bir motivasyon aracı. Çünkü ofiste olmadığımız zamanlarda (mobil halde) ve tatillerde dahi e-maillerimizi kontrol edebiliriz, telefonla ulaşılabilir oluruz. İlle de gündüz çalışmanın gerekliliğine inanmayız. Çünkü sorumluluk alabilecek kadar büyümüşüzdür. Eğer acil yetişmesi gereken bir iş yoksa ve gece yarısı daha motiveysek o saatte çalışıp daha kaliteli işler çıkartacağımıza inanırız.

* Bebekliğimizde bile yetişkin bir birey muamelesi gördük, öyle yetiştirildik (Ama Z kuşağını bu konuda asla geçemeyiz). Bir konuda fikrimiz var mı diye, bize hep soruldu (Bugün ne yemek isteriz, ne giymek isteriz, tatilde nereye gitmek isteriz…). Biz de bir fikrimiz varsa onu söylemeye, paylaşmaya alıştık. Şimdi de iş yaşamında “genç yaşta fikir beyan etmemizin” saygısızlık olarak adlandırıldığını duyuyoruz. Tabi ki bilmediğin bir konuda bir şey iddia etmenin doğruluğunu tartışmıyorum ama eski zamanlarda sıkça kullanılan “büyüklerin yanında konuşulmaz” sözü gibi de hareket etmiyoruz. Çünkü teknolojiyle iç içe geçen bir hayattan bahsediyoruz. Elimizde internet gibi bir kaynak varken ve bir tıkla bilgi tsunamisinin içinde yüzebiliyorken, bilmek için saçlara ak düşmesi beklenmez oluyor. Öyle inovatif fikirler, fonksiyonel çözümler çıkıyor ki, ön yargısız dinlense belki gerçekten dünyayı kurtaracağız. EDELMAN’ın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’deki gençlerinin %76’sı girişimci ruhlu, kendi işlerini kurmak üzerine hayat planlarını yapıyorlar. Yani arkada bir fikir makinesi sürekli işliyor. X kuşağına oranla, bulundukları dünyaya daha etkili uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Not: Önümüzde, doğduğu andan itibaren psikolojileri pedagog eşliğinde takip edilen bir nesil yetişiyor, Z ve sonrası. Y kuşağından bu konudan şikâyetçi olanlar için aman dikkat diyorum.

Sonuç şu, iş yaşamında tek amaç şirkette üretken bir çalışma iklimi yaratmak, verimliliği ve bunun sayesinde de karlılığı arttırmak ise bunun için anlaşıldığını düşünen, motive çalışanlara ihtiyaç var diye düşünüyorum. Olaylara bakış açısı ve kuşakların birbirini anlaması çok önemli. Y kuşağını, biraz da birlikte çalıştığınız ve denemesi bedava olan Y kuşağından dinleyin derim ben.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Yeni nesil mentorluk.

© Wentor. Tüm Hakları Saklıdır. 2018

  

%d bloggers like this: